
Günümüz ilişkilerinin en sinsi hastalığıdır: yüze dost, kalbe hain olmak…
Gülüşlerin ardına saklanan hesaplar, samimiyetin yerine geçen menfaat
terazileri ve dostluk kisvesi altında büyütülen küçük çıkar oyunları…
Arkadaşlıkta,
akrabalıkta, iş hayatında; bazıları vardır ki, yanınızda durur ama aslında
karşınızdadır. Sözleri sıcak, niyetleri soğuktur. Varlıkları güven verir gibi
görünür ama yoklukları bile daha dürüsttür. Çünkü onların dostluğu, kalpten
değil; fırsattan beslenir.
Hiç
sıkılmadan, dostlarını ayrı ayrı zamanlarda gördüklerinde söylenmeyen sözleri
söylenmiş gibi bire bin katarak aklın
bile almayacağı dedikodu girdabına sokarak ilişkileri iyice gerdikten sonra,
hep bir araya gelindiğinde vakur beyefendi kılığına girip kendilerinin icat
ettiği kıyamet alametini seyrederler.
Oysa
dostluk ya vardır ya yoktur. Ortası yoktur, taklidi ise eninde sonunda sahibini
ele verir. Saklanan niyetler, bastırılan hesaplar ve kurulan sahte dengeler gün
gelir sahibinin ayağına dolanır. İnsan, başkasına kurduğu oyunda en çok kendini
kaybeder.
Fakat
unutmamak gerekir ki, gerçek dostluk hâlâ vardır ve var olmaya devam edecektir.
Samimiyetle kurulan bağlar, karşılık beklemeden uzatılan eller, zor günde
yanında duran omuzlar… İşte bunlar sadece bireyleri değil, toplumları da ayakta
tutan en güçlü değerlerdir. Gerçek ve sahici dostluklar çoğaldıkça, insanlık
daha huzurlu, daha güvenli ve daha yaşanabilir bir hâl alır.
İlişkilerin
saygınlığı, insanın kendine duyduğu saygının aynasıdır. İçimiz neyse dışımız da
o olmalıdır. Çünkü sahte bir dostluk, en çok sahibini küçültür; gerçek bir
dostluk ise en çok insanı büyütür.
Unutulmamalıdır
ki;
Yüze
dost, kalbe hain olan değil; özü sözü bir olan kazanır.