
Ne zaman o eski zaman ne de o insanlar, yok artık, olmayacaklar da...
Teknolojinin
"kötü " olması tek başına doğru çerçeve değil elbette. Asıl mesele
teknolojinin nasıl kullanıldığı ve toplumun buna ne kadar hazır olduğu. Bu
açıdan bakarsak, olumsuz yönler daha net ve derin görünür. Akıllı telefonlar ve
özellikle Tik Tok, Instagram gibi platformlar, hızlı tüketilen içerikler
üzerinden çalışır. Bu da zihnimizi derin düşünme yerine hızlı geçişe alıştırır
ki, bunun yarattığı, dikkat dağınıklığı ve yüzeyselleşme ile,
Uzun süre
odaklanamama, kitap okuma alışkanlığının zayıflaması, bilginin yüzeysel kalması
gibi kalıcı sorunlara sahip oluyoruz. Sosyal medya da genellikle hayatın en iyi
anları paylaşılır. Bu durum, kıyaslamayı artırır, tatminsizlik hissi doğurduğu
gibi, özellikle gençlerde değersizlik duygusunu besler. Bu durum da depresyon
ve anksiyete riskini arttırdığı gibi yalnızlaşma ve sosyal kopuşu beraberinde
getirir.
Bununla
beraber insanlar, daha "bağlı" ama daha "yalnız"... Yüz
yüze iletişim azalıyor. Derin dostluklar yerini yüzeysel etkileşimlere
bırakıyor. Aile içi iletişim zayıflıyor. İşte meselenin en can alıcı noktası da
burada... Aile Birliği, ebeveynler, çocuklar ve gençlerden oluşan toplumsal
birlikteliğin çekirdeği.
İnternet,
bilgiye erişimi kolaylaştırdı ama aynı zamanda, yanlış bilgi, bilinçli
manipülasyon hızla yayılıyor. Algoritmalar
kişiye sadece görmek istediğini gösterdiği için, fikir kutuplaşması artıyor,
eleştirel düşünme zayıflıyor. Bunlar da bağımlılık ve davranışsal etkiler
yaratıyor. Teknoloji ile pek çok bilgi beceriye ulaştığımız ne kadar gerçek se,
otomasyon ve yapay zekâ ile altın bileziğimiz mesleklerimizin ortadan kalkma
tehlikesi de öyle.
Günümüzde
bir başka önemli yozlaşma ise kültürel ve tek tipleşme olarak karşımıza
çıkıyor. Özellikle genç kuşaklar da "aynılaşma" eğilimi hızla
yayılıyor. Gençlerde, hedefsizlik, çabuk vazgeçme ve daha fazlasını isteme hali
de bundan kaynaklanıyor. Gerçek hayatın temposu ile dijital dünyanın temposu
arasındaki uçurum, en büyük kırılma. Aile yapısına etkisi, aynı evde farklı
dünyalar olarak önümüze geliyor. Eskiden aile içinde iletişim, sohbete, ortak
zaman ve paylaşımla kurulurken, bugün her birey kendi ekranında olunca ortak
dil ve ortak zaman azalıyor. Sonuç olarak, duygusal kopuş, Anlaşılmama hissi,
nesiller arası çatışma.
En
tehlikelisi de aile içi, ruhsal uzaklık artarken, sevgi saygı azalıyor, hatta
yok oluyor. Yeni arayışlar, hayal ürünü idoller. Ve bazı ebeveynler, kendi
konforları uğruna eğitmekle yükümlü oldukları çocukları o hayal dünyası ile baş
başa bıraktıkları için geleceğimiz dediğimiz gençlerimizi, yani geleceğimizi
tehlikeye sokuyoruz. İşte burada kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
Teknolojiyi
mi kullanıyoruz, yoksa teknoloji mi bizi kullanıyor?
Ve bu soruya
vereceğimiz dürüst cevap, geleceğimizin yönünü belirleyecektir.