
Özveri…
Günün ilk ışıkları… Alarm çalar, yapılacak
işler gözünü açtığın ilk anda hücum eder aklına. Bir koşturmacadır başlar. Koşturmacanı
saatinle paylaşırsın; her anı planlı olan, nasıl geçtiğini anlamayacağın ancak
bir o kadar da verimli olması gereken koskoca bir gün seni bekler…
Okula daha ilk adımı attığında o yoğun
tempo öylesine sarıp sarmalar ki her dakikası değerli olan günün nasıl geçer
anlaşılmaz… Öyle ya seni bekleyen bir iş değildir, seni koskoca bir sınıf
bekler… Enerjisi duvarların arasına sığmayan; her birinin aklı, hayali, yüreği
dünyalar kadar geniş bir sınıf… Bu yüzdendir ki her dakikan mühimdir ve adımını
attığın anda kendi hayatına dair ne varsa kapının dışında kalır. O anda anne,
baba, evlat, sevgili, eş olmaktan daha öte sadece öğretmensindir. “Önce can
sonra canan” derler ya sınıfta sadece öğrencilerin kalır…
Özgecil…
Bu meslekle hemhal olan, katışıp
karışan bilir ki hepimizin ruhu biraz çocuktur… Severiz çocukların dünyasını. Onlarla konuşmayı, zaman geçirmeyi çoğu yetişkinin
sohbetine tercih ederiz. Onların yanında
zaman bir başka akar. Çoğunlukla, mesele sadece kitaptaki bilgileri kazandırmak
değildir. Bir vizyon, bir kültür, bir bakış açısı kazansın isteriz ve tüm
bunları yapabilmek için işe önce kendimizden başlamamız gerekir. Onların
gelişen dünyalarına ayak uydurmak için yenilenmek ve yaşımız kaç olursa olsun
hep yeni kalmak temel kuraldır. Bu sebepledir ki bizim için öğrenmek, gelişmek,
tecrübe etmek hiç bitmez. Onların yaşantılarını çoğaltmak, şemalarını arttırmak
bizim elimizdedir.
Günün sonunda “Bugün yeni bir kelime
öğrendiyse tüm dünyayı kucaklar!” diye geçer içinden, yani az çoktur aslında bu
uzun yolculukta. Geriye üstüne düşeni yapmanın tatlı yorgunluğu kalır ki bu da
yine paha biçilmez bir duygudur. Aslolan bu süreçte yorgunluk değil
motivasyonunu kaybetmemektir.
Tüm mesleklerde olduğu gibi
öğretmenlikte de motivasyonun kaybedilmesine sebep olan unsurların başında
anlaşılamamak ve bu sebeple yapılan işin değersizleştirilmesi gelir. Eğitim süreci
oldukça geniş bir yelpaze ve paydaşı çok olan uzun bir süreçtir. Bu kadar çok
seslilik arasında paydaşlar arasında karşılıklı güven duygusu gelişmezse ve bu
çok seslilik eğitimin, öğrenmenin faydasına evrilmezse bu noktada öğretmen
motivasyonunu kaybetmeye başlar…
Diğerkâm…
Eğitim, karşılığı zaman içinde alınan
bir süreçtir. Hani çok kullanılan bir fidan metaforu vardır eğitim için. Bir
fidan diktiğinizde gölgesinde dinlenmek, meyvesini yemek için yıllarca
beklemeniz, sabırla büyütmeniz, emek vermeniz gerekir. Eğitim de tam olarak
böyledir. Sonuçlarını görmek; zamana, uzmanlığa, çabaya, bolca emeğe bağlıdır.
Burada altı çizilen en önemli kelime uzmanlıktır. Eğitim bir uzmanlık işidir.
Söz gelimi hayatınızın bir diliminde eğitim hayatınızı herhangi bir uzmanlık
dalında tamamlamak eğitimde söz hakkınız olduğunu düşünmek uygulamaları
yorumlamak, sonuçlar çıkarmak ve hatta sürece müdahil olmak için yeterli
olmayabilir. Eğitim alanında uzman olmayan insanların eğitim uygulamalarına
müdahalede bulunması, dahası uygulamaları kişiselleştirmesi, tek bir açıdan
yorumlaması ve böylesine geniş bir süreci sığ bir bakış açısıyla yorumlaması bu
sürecin öznesi öğretmenleri yıpratmaktan başka bir işe yaramaz.
Süreçte öğretmen yıpranırsa verim düşmeye başlar. Oysa böylesine yoğun bir tempoda öğretmenin ihtiyacı olan en önemli şey yürekten bir teşekkürden başkası değildir. Yol uzun, söz çok, çocuklarımız yetenekli, gelecekten beklentimiz yüksek… Öğretmenlik tanımı çok zor, tüm emeklerinin karşılığı bir çocuğun gülüşünde saklı, meşakkatli bir yol… Bu yola aklını, sevgisini, emeğini koymuş tüm meslektaşlarımın günü kutlu olsun…