
Hayat, kalabalıklarla doludur ve bize türlü insanlarla karşılaşma fırsatı sunar. Ama insanın gerçek huzuru, birkaç yürekle sınırlıdır. Kimi insanlar vardır ki, sözleri ipek gibi yumuşaktır; ama yaklaşınca, içten içe bir kış rüzgârı gibi üşütür insanı. Davranışları cilalı bir görüntüyle göz alıcı olabilir. Fakat zamanla fark ederiz ki her parlayan şey altın değildir. Gülümsemeleri baharı andırır; ama o gülümsemelerin ardında kara kışın soğuk sessizliği gizlidir. Dostluğu bir çıkar, yakınlığı bir hesap, sevgisi bir yatırım olan bu yürekler, bazen insanın en savunmasız yerinden vururlar. Onlar, insan kılığında dolaşan zehirli yılan gibidirler. Seni sever gibi görünür, ama aslında seni kendi çıkarlarına malzeme yaparlar. Onlar tıpkı cam gibi keskin ve kırılgandır; güzellikleri göz boyar, ama yaklaştığında ise canını acıtırlar. Ve ne acıdır ki bu insanlar, hayatımıza dokunduğunda sadece iz bırakmazlar; kimi zaman kalbimizin en savunmasız köşesinden yaralarlar bizi. Yılanı gördüğümüzde ondan sakınırız, çünkü tehlikesini biliriz. Ama insan kılığına bürünmüş yılanı fark etmek zordur; onun sokması da en çok oradan acıtırlar.
Ama hayat, sadece sahte gülüşlerden ibaret
değildir. Bir de görünmeyen, ses çıkarmayan, gösterişli bahçelerde değil;
taşların arasından boy veren kır çiçekleri gibi yürekler vardır. Sessizdirler
ama varlıkları sadakattir. Suyu berrak bir dere gibi içtendirler, elleri ekmek
gibi sıcaktır. Hiçbir menfaatin gölgesi düşmez yanlarına. Kalabalığın arasında
kaybolduğunda, seni omzundan usulca tutup çeken o görünmez el, işte o yüreğin
sahibidir. Onlar, konuşmadan anlayan, vermeden alan, göstermeden seven nadir insanlardır.
Ancak bu dünyanın umudu, sessiz ve menfaatsiz
yüreklerde gizlidir. Onlar çiçek açmaz bahçelerde değil, taş aralarında
filizlenen incecik bir ottur. Gösterişten uzak, özüyle var olan bu insanlar,
kalabalıkların arasında bile kaybolmaz; aksine sen kaybolduğunda, sana omuz
olan görünmez ellerdir onlar. Dostlukları berrak bir su gibi içten, elleri bir
lokma ekmek kadar sıcak, kalpleri sadakatin sessiz diliyle atar.
İnsan, gerçek sadakati en çok sınandığında
tanır. Vefasızlık, yalnızlıktan daha keskin bir hançerdir. Yalnızlıkta kendi
nefesini duyarsın; ama bir dostun vefasızlığı, yankısı hiç dinmeyen bir çığlık
gibi içine işler. Varlığını en çok hissetmek istediğin anda yokluğu en çok
acıtan şey olur.
Benim duam odur ki; böyle menfaatsiz, saf,
vefalı yüreklerin sayısı artsın. Çölde su arayan bir yolcunun göğe umutla
bakışı gibi umutla bakıyorum bu duaya. Çünkü insanı yaşatan sadece ekmek, su,
hava değildir. İnsanı yaşatan; anlaşılmak, koşulsuz sevilmek ve sadakatle
yanında durulmasıdır. Ve insan, gerçek arkadaşlığın, dostluğun, yoldaşlığın
sessizce yanında durabilen bir yürek olduğunu anladığında, işte o zaman yalnız
olmadığını fark eder.
Ya Rabbi...
Bizi menfaat peşinde koşan, çıkarı için
yaklaşanlardan eyleme. Kalbimizi; ihlasla seven, vefayla duran, sessizce kıymet
bilen kullarından eyle.
Yanımızda görünmeyen ama varlığıyla ruhumuza
ferahlık veren yürekleri çoğalt.
Bizi; sözleri ipek gibi ama yüreği zehirle
dolu insanlardan koru.
Sevginin pazarlık konusu yapılmadığı,
dostluğun görünmek için değil, görmek için yaşandığı bir hayat nasip eyle.
Bize, yalnızlığın karanlığını değil;
vefasızlığın sessiz hançerini de değil, sadakatin, sessizce akan rahmetini
tattır.
Kalbimize menfaatsiz yürekler ver…
Yolumuza kıymet bilen insanlar çıkar…
Ve bizi de öyle bir yürek eyle ki; kimseye
yük olmadan, bir omuz gibi, bir dua gibi sessizce var olalım.
Selam ve dua ile…