
Ben de istemiyorum, benim için de zor, etrafımızın ateş çemberi olduğu bir dönemde, barış ve insanca yaşamaktan bahsetmek varken, bu başlık altında yazmak... Türkiye olarak, sakinliğimiz hiç olmadı, olamadı zaten…Tam en sakin döneme adımlar atılmaya başlandı derken, insanlığın baş belası İsrail ve onun en büyük silahı Amerika, gözü aç Amerika ile birlikte kendilerinden çok çok eski tarihi olan, komşumuz İran'a rejim bahanesi ile savaş başlattı.
İspanya ve Türkiye hariç, tıpkı orta Avrupa’da
Bosna’yı seyrettikleri gibi Filistin’deki soykırıma da seyirci kalmak bir yana
destek veren Avrupa ülkeleri. Hani o, iki lafın birinde, medenî! Avrupalılar.
Vahşi ve aç medeniyetçiler...
Tam da bu ortam da yaşamaya, sevdiğimiz
insanlarla sevdiğimiz işleri yapmaya, yaşamaya çalışıyoruz. Ama onda da ülkemiz
futbolundaki adaletsizliğe maruz kalıyoruz. Derken...Fenerbahçe Kulübü futbolda
öyle işler yapıyor ki, spor dünyamızda suç işleyenler ve bu suçlara göz
yumanlar, cezalandırmayanlar, menfaatlenenler, adalet varmış hissine
varıyorlar!
Oysa, adalet başka şey başarısız olmak başka. Siz
hak edene hak ettiği cezayı verin gerisini mücadele edenlere bırakın. Zaten
orada yaptığı işe layıki ile kendini vermeyen, kafa yormayan, strateji
geliştirmeyenler kaybedecekler. Onların beceriksizlikleri, haksız ve adaletsiz
yol alanları aklamaz, aklamamalı.
Kıssadan hisse, Fenerbahçe ile Galatasaray
arasında tam da yaşanan bu. Galatasaray, siyasi ve idari erkin kendilerine
tanıdığı tolerans ve imkanlarla, Fetö Kumpası ile tüm imkanları kısıtlanıp
zayıflatılan Fenerbahçe’ye karşı bir üstünlük kurmuş durumda. Fenerbahçe ise her
branşta zirveye oynamasına rağmen, erkek futbol A Takımı ile sonunu
getiremiyor. Bunda asıl sebep, futbolda sportif gerçekliğin olmayışının
yanında, futbol aklının da eksik olduğu kanısındayım.
Bu güzel sporun saha içi ruhunu, futbolcuların
tutum ve davranış biçimlerinden bi haber, para babaları, yanına günlük başarı
isteyen futbol fakiri taraftar gruplarının etkisinde de kalınca iyice dağılıyorlar.
Fenerbahçe Spor Kulübü, futbol da tam da bunu yaşıyor. Bunun yanı sıra, eski
yeni yönetici ve sporcularının eylem ve söylemleri yanında icraatları ile
haklarında açılan davalar, yasa dışı işlerle tutuklanan, kayyum atanan
sponsorlar. kara paraların giriş çıkışları ile ilgili devam eden davalar
arasında en yüksek bütçe ile kurulan Galatasaray futbol takımının lig ve Avrupa’da
ilerleyişi…
Bunu futbol aklı ile ilişkilendirmemiz mümkün
değil. 2010-2011 Kumpası öncesi, Borsa değeri üç kulüp değerinin toplamı kadar
olan Fenerbahçe Spor Kulübü’nü onunla zayıflattılar, yetmiyormuş gibi şampiyonluğun
en büyük adayı kafileyi taşıyan otobüsü Rize dönüşü kurşunlatıp takımın dağılmasına
sebep olan karanlık elleri unutmamak lazım. Bu elim olayı, otobüs koltuğunda
poz vererek ti 'ye alan da, Adliyelik olaylar için, yargıdaki aslarlarımız. Diyerek kollandıklarını ifşa eden de
Galatasaray'ın futboldan sorumlu yöneticisinin olduğu da unutulmamalı.
Yine, Kumpas ta iddianameyi hazırlayanlar dan
birinin olaydan kısa bir süre evvel Galatasaray kongre üyesi yapılması ve
bunların yurt dışına kaçan hainler olduklarını da unutmamak lazım.
Yoksa, futbol bu her takım her takımı Yener de
yenilir de. Yazıyorum, çünkü insanlar çabuk unutuyorlar. Olayları ve
gelişmeleri bugüne bakarak değerlendirirsek yanılgıya düşer ve kurumlara
haksızlık ederiz. Büyük resme bakarak yorumlarsak, kimler nasıl başarılı
oluyor, kimler kimlerle yürüyor bilmek lazım.
Oysa olması gereken; Türk futbolunun sportif
gerçekliğinin rayına oturması ve adaletin yerini bulması için, temiz eller
operasyonu şart. Siyasetin futboldan
elini çekmesi, kurumların haksız rekabete izin vermemesi ve Türkiye Futbol
Federasyonu’nun gerçek özerk kimliğine bürünmesi lazım.
İşte o zaman, bu güzel oyun olur. Kitleleri bir
araya getirir ve sevgi yeşerir.
Hep söylediğim gibi;
"Spor Ruh ve Beden Sağlığıdır"