
Son yılların en popüler konularından biri, üzerine kitaplar,
makaleler yazılan, her geçen gün artarak devam eden, aileleri üzüntüye boğan
dağıtan, toplumsal sorun... Akran zorbalığını sadece çocuklar üzerinden
okuyamayız. Bu kişiliğe, onura ve güven duygusuna yönelik bir şiddet türüdür.
Üstelik izleri çoğu zaman fiziksel değil, ruhsal olarak
çok daha derin ve kalıcı olabilmektedir. Benim bakış açıma göre, zorbalık,
güçsüzlükten beslenir. Zorba çoğu zaman kendi içindeki eksiklikleri,
başkalarını ezerek telafi etmeye çalışandır.
En tehlikeli yanı, sessizliktir. Görüp susan yetişkinler,
"karışmayalım" diyen sistem ve "aman büyür geçer" anlayışı
zorbalığı besleyen unsurlardır.
Zorbalığa maruz kalan bireyler, zamanla kendilerini
suçlamaya başlarlar. Bu da kişilerin, özgüven kırılması, içe kapanma ve hatta
hayattan kopmaya kadar kişilerin, özgüvenlur.
Peki, Çözüm Nerede?
Şunu bilmekte fayda var; Empati öğretilmeyen yerde
disiplin de işe yaramaz. Tüm bireylere, çocukken, önce insan olmayı öğretmek
gerekir. Aile, okul ve toplum olarak aynı dilin konuşulması gerekmektedir.
Mağdur olana sadece "Güçlü ol demek le de olmaz. O
sevdiklerinin yanında durduklarını hissetmek isteyecektir.
Bu meselenin birçok etkeni olmakla birlikte günümüzdeki
en etkili alan,sosyal medya boyutunu ele aldığımızda,
1.Akran zorbalığı büyüyünce biter mi?
2.Sosyal medya: Zorbalığın neresinde?
3.Neden en çok "iyi niyetli " insanlar hedef olur?
4.Çözüm sadece güçlenmekte mi?
Gibi soruların ardı arkası kesilmez.
Sırası ile gidersek, Akran zorbalığı büyüyünce bitmez ama
şekil değiştirir, isim değiştirir ama özü kalır.
Çocuklukta, alay etme, dışlama, fiziksel üstünlük
Yetişkinlerde ise, itibar zedeleme, görmezden gelme (yok
sayma), pasif-agresif davranışlar, mobbing...
Sosyal medya ayağı, empatiyi en hızlı yok eden ortam
olarak önümüzde duruyor. Yüz yok, göz yok, vicdan gecikiyor. Linç kültürü(!)
Bireysellikten çıkıp kalabalığı cesaretlendiriyor. En acı yanı; İyi insanlar
genellikle susuyor, kötüler ise çok ses çıkarıyor.
Peki, neden iyi insanlar hedef oluyor?
Çünkü; Sınır koymakta gecikiyorlar, aman" beni
yanlış anlarlar" diye susuyorlar. Başkalarını kırmaktan korkarlar. Bunlar
da Zorbaların iştahlarını kabartır. Zorba, direnç görmediği yerlerde kök salar.
Peki çözüm, sadece güçlenmekte mi? İnsan, hep
"güçlü" olmak ister. Hatta hep "Güçlü "ol denir ama asıl
meselenin yalnız bırakılmamak olduğu unutulur. Oysa, birinin
"yanındayım" demesi, sayısız nasihatten etkilidir.
Toplumda, Kurumlar ve yöneticiler susarsa, zorbalık
meşrulaşır. Adalet gecikirse, mağdur kendini suçlar. Hiç kendi kendinize
sordunuz mu? Ben, ezerek değil de, sahip çıkarak yol alan birisi miyim?
Ne yazık ki, bu tarz insanlar bu çağda sıkça
yıpratıyorlar. Bu da vicdanlı insanların çekilip, alanın zorbalara kalmasına
neden oluyor.
Zorbalığa, zorbalık yerine, dilimiz ile sınır koymalıyız.
Çünkü, onu durdurmanın en doğru yolu, kavga etmek değil, doğru sınırı doğru
dille koymaktan geçer.
Ancak; Sınır koymak=sert olmak değildir. Sınır koymak,
kendini inkâr etmemektir. Ona uzun açıklamalar yerine, kısa ve net cümleler
kurulmalı. Uzun cümleler Zorbanın ekmeğine yağ sürer. Zorbalar ile konuşurken
kendini savunmaya geçmek karşı tarafa güç verecektir.
Zorba, genelde" çok hassassın "der. Ona
verilecek cevap ise, "Hassasiyetim değil, davranışın sorun. “dur. Bu topu
tekrar onun sahasına atmak gibi birşeydir. Unutmamamız gereken bir hususlardan
birisi de, herkese kendimizi anlatmak zorunda değiliz. Herkesi hayatımızda
tutmak zorunda hiç değiliz.
Zorbalık karşısında sınır koyan insan; ilk anda
"sert" görünür ama uzun vadede saygı görür. Sürekli susan insan ise;
iyi görünür ama yıpranır.
Atlas Çağlayan, Mattia Ahmet Minguzzi ve diğer
Masumlar anısına.