
Bir annenin sesi yankılanıyor. “Benim çocuğum öldü” diyor.
Ama aslında hepimize sesleniyor: “Sıradaki
kimin çocuğu?” Bir çocuk. Hayatının
baharında, sokakta, kalabalığın içinde, bir anlık şiddetin hedefi oldu. Öldüren
de bir çocuktu. Ve tam da bu noktada, acının üstüne bir soru daha eklendi;
Adalet bu yaşta nerede durur?
Türkiye’de küçük yaşta işlenen ağır suçlar
söz konusu olduğunda hukuk, failin yaşına eğiliyor; ama mağdurun yaşına
bakmıyor.
Bir çocuk bıçaklanarak öldürülüyor ama “suça
sürüklenen çocuk” tanımı, cezayı birkaç yıla sıkıştırabiliyor. İşte bu yüzden
bu yaşananlara artık münferit olaylar demek mümkün değil. Bu bir çocuk
terörüdür. Acilen bu duruma çözüm bulunmalıdır. Ülkede suç oranı görüldüğü gibi,
küçük yaşlara kadar inmiştir, bu durumu daha ne kadar görmezden gelebilirsiniz.
Geçtiğimiz günlerde yine bir çocuk, Yol kenarında gördüğü kavgayı ayırmak
isterken bıçaklanarak hayatını kaybetti.
Yine bir çocuk öldü.
Yine fail çocuktu.
Bir kez daha “yaşı küçük” cümlesi, ölümün
önüne geçti.
Ulusal medyada annelerin çığlığı büyüyor.
Mitinglerde yükselen ses, aslında bir yas değil; isyan. Çünkü mesele intikam
değil. Mesele, caydırıcılığın olmayışı, bu suça meyilli çocukların iyileştirilmesi
ve cezalarını çekmeleri gerekiyor. Yoksa ağaç yaşken eğilir misali, toplum çürümeye
doğru gidiyor.
Bugün 16–17 yaşındaki bir çocuk, eline bıçak
alıp başka bir çocuğun hayatını alabiliyor ve biliyor ki karşılığında alacağı
ceza, yetişkin bir faille kıyaslanamaz. Bu bilgi, sokakta dolaşıyor. Okul
bahçesinde konuşuluyor. Sosyal medyada yayılıyor. Ve şiddet, bu boşluktan
besleniyor.
Burada sorulması gereken soru şu, Failin
çocuk olması, mağdurun ölümünü daha mı az acı kılar?
Hukuk, çocuğu korumak isterken başka
çocukları koruyamaz hale geliyorsa, orada bir eksik vardır. Eğitimle,
rehabilitasyonla, sosyal destekle çözülmesi gereken bir sorun, artık ölümle
sonuçlanıyorsa, yalnızca pedagojiden söz edemeyiz. Bir annenin gözyaşı, yasa
maddelerinin arasına sığmıyor. Bir çocuğun tabutu, “indirimli ceza”
gerekçelerini anlamsızlaştırıyor.
Bu ülkenin çocukları, sokakta yürürken
“karşımdaki de çocuk” diye korkmamalı. Bu ülkenin anneleri, “katil çocuktu”
cümlesiyle avutulmamalı.
Eğer hukuk, çocukları koruyamıyorsa; eğer
caydırıcılık yoksa, eğer her yeni ölümden sonra sadece yas tutup susuyorsak…
O zaman bu suskunluk da suça ortaklıktır.
Saygılarımla...
Neyir Erkan Şişman