

Barınma, kuşkusuz en temel ihtiyaçlardan biri. Ancak bugün yalnızca kirayı ödemek, yaşamı sürdürebilmek için yeterli değil. Bir ev kiralamak artık sadece kira bedelinden ibaret değil.
Gıda, su,
elektrik, ısınma ve günlük yaşam giderleriyle birlikte değerlendirildiğinde her
geçen gün daha ağır bir ekonomik yük hâline geliyor. Bu nedenle kiracılar artık
“bu evi tutabilir miyim?” sorusundan çok, “bu evde yaşayabilir
miyim?”
sorusunu soruyor.
2021 yılı
öncesinde kira artış oranları çoğu zaman %10 seviyesini dahi zorlamazken,
2026’ya gelindiğinde yıllık %30–50 bandında artış ihtimali kiracıları ciddi
biçimde ürkütüyor.
Gelir
artışlarının gıda ve kira fiyatlarıyla aynı hızda yükselmemesi, kiralık konut
arayışında olanları daha temkinli davranmaya itiyor. Bugün kiracılar yalnızca
bugünkü kira bedelini değil, önümüzdeki 3–4 yıl içinde bu yükü taşıyıp
taşıyamayacaklarını hesaplayarak karar veriyor.
Bu
temkinli yaklaşım, piyasada beklenenin altında gelen kira teklifleri olarak
karşımıza çıkıyor. Ancak bu durum, piyasanın durgun olduğu anlamına gelmiyor;
aksine kiracıların artık duygusal değil, matematiksel kararlar aldığını
gösteriyor.
Son
yıllarda 20.000 TL seviyesinden kiraya verilen birçok konutun, kısa sürede
kendi piyasa değerinin çok üzerinde bedellerle oturulur hâle geldiğini
görüyoruz. Bu artışlar çoğu zaman konutun niteliğinden değil; dönemsel
sınırlamalar, üst üste yapılan artışlar ve gecikmiş piyasa dengelenmesinden
kaynaklanıyor. Kiracılar bu yükü taşımakta zorlanınca daireler boşalıyor; ancak
boşalan konutlar, geçmişte yükselmiş kira bedelleriyle yeniden kiralanamıyor.
Bu
noktada ev sahipleri önemli bir gerçekle yüzleşmeli……………
Gelen teklifler düşük değil; piyasanın bugün taşıyabildiği,
sürdürülebilir rakamlar.
Kira
piyasasında denge, en yüksek rakamda değil; devamlı ödenebilir
bedelde
kuruluyor. Kısa vadeli yüksek kira hedefleri, orta vadede boş kalan dairelere
ve kaçınılmaz fiyat revizyonlarına dönüşüyor. Çünkü piyasa artık çok net bir
mesaj veriyor:
Kiracılar bugünü değil, yarını satın alıyor. Ev sahipleri ise
mülklerini değil, gelirin sürekliliğini yönetmek zorunda.
Sonuç
olarak; kira piyasasında kalıcı denge ne baskılayıcı sınırlamalarla ne de
gerçeklikten kopuk beklentilerle sağlanabilir. Çözüm; gerçek verilere dayalı
fiyatlama, şeffaf iletişim ve profesyonel danışmanlıkla mümkün.
Çünkü
bugün çok net görüyoruz ki:
Boş
kalan ev, yüksek kira değil; yanlış fiyatlamanın sonucudur.
Hayırlı
Ramazanlar Olsun Hepimize………Yaşanabilir bir Türkiye’de