
Bir önceki köşe yazımda kira piyasasında yaşanan dengesizlikleri, kiracıların artan yaşam maliyetleri karşısında daha temkinli davranmak zorunda kaldığını ve yüksek kira taleplerinin çoğu zaman sürdürülebilir olmadığını ele almıştım. Ancak kira tartışmalarının arkasında daha temel bir soru var:
Türkiye’de
konut neden bu kadar pahalı hale geldi?
Bugün bir
konutun fiyatını belirleyen yalnızca metrekare değil. Arsa maliyetlerinden
inşaat giderlerine, finansman koşullarından vergi yüklerine kadar uzanan geniş
bir ekonomik zincir söz konusu. Aslında çoğu zaman konuşulanın aksine sorun
“evlerin pahalı olması” değil konut
üretmenin pahalı hale gelmiş olması.
Özellikle
büyük şehirlerde konut fiyatlarının en önemli bileşenlerinden biri arsa değeri.
Birçok projede toplam maliyetin önemli bir kısmı arsa maliyetinden oluşuyor.
İmarlı arsa sayısının sınırlı olması, plan süreçlerinin uzunluğu ve arsa
sahiplerinin yüksek beklentileri fiyatların başlangıç noktasını zaten yukarı
taşıyor.
Bunun
üzerine son yıllarda hızla artan inşaat maliyetleri ekleniyor. Demir, çimento,
enerji, işçilik ve nakliye gibi temel kalemlerde yaşanan yükseliş, konut
üretimini ciddi şekilde pahalı hale getirdi. Bugün birçok müteahhit için asıl
soru artık “bu evi kaça satarım?” değil, “bu
maliyetle üretmek mümkün mü?” sorusuna cevap aranıyor hale
gelindi…
Faiz
oranları da konut piyasasında belirleyici bir rol oynuyor. Yüksek faiz
ortamında konut kredisine erişim zorlaşıyor, talep daralıyor ve finansman
maliyetleri artıyor. Bu durum hem yeni konut üretimini hem de piyasadaki fiyat
dengelerini doğrudan etkiliyor.
Bir diğer
önemli unsur ise vergi yükleri. KDV, tapu harçları, gelir vergisi ve emlak
vergisi gibi kalemler konut maliyetinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bu
maliyetler çoğu zaman satış fiyatlarına veya kira bedellerine yansıyor.
Öte yandan
Türkiye’de konut yalnızca barınma ihtiyacını karşılayan bir araç değil, aynı
zamanda güçlü bir yatırım aracı olarak görülüyor. Özellikle enflasyon
dönemlerinde yatırımcıların tasarruflarını korumak amacıyla gayrimenkule
yönelmesi de talebi artırarak fiyatların yukarı yönlü hareket etmesine neden
olabiliyor.
Sonuç olarak
bugün konut fiyatlarını değerlendirirken yalnızca satış rakamlarına bakmak
yeterli değil. Arsa maliyetleri, inşaat giderleri, finansman koşulları, vergi
yükleri ve yatırım talebi birlikte düşünüldüğünde ortaya çıkan tablo oldukça
net:
Ev
pahalı değil, üretmek pahalı.
Ve bu
maliyetler dengelenmeden konut fiyatlarının kalıcı olarak düşmesini beklemek de
kolay görünmüyor.
Ramazan
Bayramımız Mübarek Olsun, Yaşanabilir Bir Türkiye’de