Bir devlet
görevlisi mesai saati dışında bisiklete binebilir mi?
Evet, binebilir.
Neden olmasın. Hatta spor yapmalı,
sağlıklı yaşamalı, toplumun önünde iyi örnek olmalıdır. Sporun farklı dallarını
yaparken sorun olmuyor da bisiklet binerken neden sorun olsun.
Ulusal arena da
işine giderken bile bisiklet kullanan bürokratlara da şahit olduk.
Yürüyüş yaparken
ya da Cumhurbaşkanımız Basketbol, Futbol oynarken takım elbise mi giymiştir?
Hayır, yaptığı spora uygun kıyafet giymiştir.
Olması gereken de budur.
Peki o zaman
neden bir insanın bisiklet sürerken giydiği spor kıyafeti bu kadar büyük bir
tartışmanın konusu oluyor?
İşte asıl
sorgulamamız gereken yer tam da burası.
Görevini
layıkıyla yapıp yapmadığını konuşmak yerine, pedal çevirirken giydiği kıyafeti
konuşuyorsak, başarıyı değil görüntüyü, hizmeti değil algıyı tartışıyoruz
demektir.
Bisiklet, öyle
takım elbiseyle binilecek bir ulaşım ya da spor aracı değildir. Dünyanın her
yerinde olduğu gibi Türkiye'de de bisikletin kendine özgü ekipmanları vardır.
Bunun amacı dikkat çekmek değil; güvenlik, konfor ve performanstır.
Bir yüzücünün
mayosu neyse, bir bisikletçinin taytı ve şortu da odur.
İnsanların özel
hayatlarında ne yaptığı, hukuka ve toplumsal kurallara aykırı olmadığı sürece
kimseyi ilgilendirmemelidir.
Hele ki konu spor
yapmaksa...
Bir kamu
görevlisinin boş zamanında bisiklete binmesi, yürüyüş yapması, yüzmesi ya da
dağa tırmanması makamına gölge düşürmez. Tam tersine, onun da bu toplumun bir
parçası olduğunu gösterir.
Çünkü makamlar
insanların görevlerini tanımlar; hayatlarını değil.
Bu tartışma bana
Beykoz'u hatırlattı. Bugün Beykoz denildiğinde akla gelen spor etkinlikleri
arasında bisiklet organizasyonları da varsa, bunun tesadüfen oluştuğunu
söylemek haksızlık olur. Yıllar boyunca Beykoz daha çok futbolun, basketbolun,
voleybolun ve zaman zaman yüzme organizasyonlarının konuşulduğu bir ilçe olarak
bilindi. Bisiklet ise geniş kitlelerin hayatında çok fazla yer bulan bir spor
değildi.
Ancak önceki
dönem Beykoz Belediye Başkanı Murat Aydın'ın öncülüğünde ilçede farklı bir spor
kültürü oluşturulmaya başlandı. Bisiklet yolları yapıldı, yollar yeniden
düzenlendi, pedal çevirmeyi teşvik eden organizasyonlar hayata geçirildi.
Pazar sabahları
düzenlenen sürüşler zamanla bir alışkanlığa dönüştü. Ulusal ve uluslararası
bisiklet yarışları Beykoz'un eşsiz coğrafyasında gerçekleştirilmeye başlandı.
İlçe, yalnızca
sporun seyredildiği değil, bizzat yapıldığı bir merkeze dönüşme yolunda önemli
adımlar attı.
Murat Aydın da bu
etkinliklerin içinde yer aldı. Vatandaşlarla birlikte bisiklete bindi, pedal
çevirdi ve spora dair farkındalığın artmasına katkı sundu. Kimse onun neden
takım elbise giymediğini sorgulamadı. Çünkü herkes biliyordu ki bisiklet
sporunun da kendine ait bir kültürü, ekipmanı ve kıyafeti vardı.
Bugün Beykoz'da
bisiklet kullanan, hafta sonları pedal çeviren ya da çocuklarını bu sporla
tanıştıran birçok insan varsa, bunda o dönemde atılan adımların önemli bir payı
olduğunu inkâr etmek mümkün değildir.
Tam da bu nedenle
bir yöneticinin spor yaparken tercih ettiği kıyafeti tartışmak yerine, sporu
toplumun her kesimine nasıl yayabileceğimizi konuşmak çok daha anlamlıdır.
Murat Aydın, bu konuda Beykoz için güzel bir örnektir.
Bir yöneticiyi
kıyafetiyle değil, ortaya koyduğu hizmetle değerlendirebildiğimiz gün, belki de
gerçekten çağdaş bir tartışma kültürüne kavuşacağız.
Çünkü mesele bir
tayt, şort meselesi değildir.
Mesele,
insanların özel hayatlarına ne kadar müdahale etmeyi normal gördüğümüzdür.
Bir yöneticinin
boş zamanında çevirdiği pedal bile bazılarını rahatsız ediyorsa, dönüp
bisiklete değil, o rahatsızlığın kaynağına bakmak gerekir.