Beykoz,
tarihi dokusu, mahalle kültürü ve bizlere emanet edilmiş kadim doğasıyla sadece
bir ilçe değil, bir kimliktir. Ancak bugün bu kimlik, derin bir adaletsizliğin
pençesinde kıvranıyor.
Bir yanda;
orman kanunları bahanesiyle bir çivi çakmanın dahi yasak olduğu, kuru odun
almanın bile hapisle cezalandırıldığı topraklarda yaşayan bizler; diğer yanda
ormanları talan edip buraları ranta kurban edenlerin nasıl imar hakları
kazandığını ibretle izliyoruz. Sormak zorundayız: Adalet neden tersten
çalışıyor?
Yıllar önce
yaşlılığımızda huzur bulalım diyerek yasalarla, tapusuyla aldığımız yerler
bugün çöp muamelesi görürken; devletin birinci derecede koruması altındaki
ormanların birilerine nasıl altın değerinde imar haklarına dönüştüğünü
anlamakta güçlük çekiyoruz.
Bizim
günahımız; tapulu yer almak, yasaya riayet etmek ve dürüst vatandaş olmaktan mı
ibaret?
Bu
adaletsizlik, sadece Beykoz’un estetiğini değil, devlete olan güvenimizi de
derinden sarsıyor. Beykoz’da yaşadığımız bu dönüşüm sancısı, sadece binaların
eskiliğiyle ilgili değil; modernlik adı altında huzurumuzun ve aidiyet
duygumuzun nasıl yok edildiğine dair bir kavgadır.
Bize
modernliği huzur ile eş anlamlıymış gibi sunuyorlar. Oysa modernlik; bir semtin
ruhunu yok ederek gökyüzünü betonla kapatmak, mahallemizi yaşanmaz, esnafımızı
silik, komşuluğumuzu ise bir anı haline getirmek değildir. Eğer modernlik;
insana sadece daha fazla beton ve daha çok trafik vaat ediyorsa, biz bu
modernliğe huzursuzluk diyoruz.
İyi bir
idareci; sadece koltukta oturan değil, bu semtin ruhunu koruyarak dönüşümü
yönetebilen, liyakati tek rehber edinmiş vizyoner bir rehberdir.
Bugün; Göksu
ve Göztepe mahallelerinde tanık olduğumuz o yapılaşma rezaleti, aslında
hepimizin yaşam kalitesinden çalınan değerli vaktimizdir. Birinin şahsi malı
olması, oranın dokusunu bozma ve herkesin yaşam alanına tecavüz etme hakkını
verir mi? Bu çifte standart, sadece Beykoz’un estetiğini değil, vicdanları da
yaralıyor.
Biz
Beykoz’da MAHALLE BAZLI YERİNDE İMAR İSTİYORUZ. Her mahalle için yerel dokuya
uygun 3-4 tip proje oluşturulmalı ve bunların dışına çıkılmasına asla izin
verilmemelidir.
Komşumuzun
aynı mahallede kalabildiği, esnafıyla selamlaşmaya devam ettiği, mahalle
kültürünün korunduğu insani bir dönüşüm ancak bu disiplinle mümkündür.
İstanbul’un
diğer ilçeleri betonlaşmaya son hız devam ediyor; bırakın sokakta birbirini
tanıyıp selam vermesini, aynı apartman sakinleri bile birbirine yabancılaştı.
Arnavutköy’ün, Sazlıbosna’nın boş arazilerini beton yığınına çevirebilirsiniz
ama Beykoz boş bir arazi değildir, Beykoz’un sahipleri vardır!
Eğer gelecek
olan dönüşüm buysa, eğer bu metro hatları mahalle kültürünü ezecek bir silindir
gibi gelecekse; bırakın Beykoz olduğu gibi kalsın.
Bizim için
Beykoz; ranta açılacak bir arsa payı değil, çocuklarımıza bırakacağımız bir
mirastır. Makam sahiplerine çağrımızdır: Huzur, modern binaların yüksekliğinde
değil, insanın kendi mahallesinde duyduğu o adalet ve aidiyet duygusundadır.
Artık
birbirimizi kınamak yerine, gerçek çözümlerin etrafında birleşme vaktidir.
Beykoz’un yarınını siyasi hırsların değil, halkın hak ettiği adaletin inşa
etmesini diliyoruz.
Adalet
Bakanımıza da buradan seslenmek istiyorum: Sayın Bakanım, sadece faili
meçhulleri çözmek için gelmediniz; Beykoz kan ağlıyor!
Rantçılar
Beykoz’un toprağından, dokusundan ve huzurundan elini çeksin. Beykoz,
Beykozlu’ya kalsın!
Anadoluhisarı’ndan
selam, sevgi ve hürmetlerimle.